Sözlükte "felsefe" ne demek?

1. Varlık, evren, insan ve bilgiyle ilgili düşüncelerin bütünü; evreni, dünyayı, yaşamı yorumlama biçimi, dünya görüşü, ideoloji.
2. Bir bilimin ya da bilgi alanının temelini oluşturan ilkeler bütünü; bir konuda soyut dü?ünü?
3. Bir filozofun, bir felsefe okulunun, bir çağın öğretisifelsefe

Cümle içinde kullanımı

Uzun felsefelerden sonra Mediha'yı benden çok sevdiğini anlatıyor.
- H. E. Adıvar

Felsefe kelimesinin ingilizcesi

n. philosophy, thought
Köken: Arapça

Felsefe nedir? (Felsefe)

Sözcüğün kökeni bakımından «bilgiye tutkunluk» bugünkü içeriğiyle, gerek dünyaya ve dünyanın tabi olduğu yasal düzenliliklere ilişkin gerekse insanların dünyadaki konumuna ve dünyayı öğrenip dönüştürme olanaklarına ilişkin görüşlerin teorik temellere dayalı sistemi.

Felsefe de, bilim gibi, insanlar tarafından dünyanın teorik düzeyde kavranması faaliyetinin bir sonucudur. Toplumsal bilinç’ in içinde, bilim ve din gibi diğer bilinç biçimlerinden farklı olan, ama onlarla ortak yanlarında bulunan özel bir toplumsal bilinç biçimi oluşturur. Felsefenin özgül işlevi, bir sosyoekonomik kuruluştaki insanlara -sınıflara, guruplara ve katmanlara-, tüm düşüncelerinde, eylemlerinde ve davranışlarında, söz konusu toplumun gelişim düzeyine uyan, özellikle sınıfların tarihsel görevlerine ve hedeflerine tekabül eden ve bu sınıfların kendi tarihsel hedefleri doğrultusunda faaliyet göstermelerine olanak veren- kapsamlı ve bilimsel temellere oturan bir dünya görüşü’ ne dayalı bir yönelim kazandırmaktır. Bu amaçla, felsefe, dünyayı bir bütün olarak ele alıp, dünyaya ilişkin, doğadaki gelişmeye ve bu gelişmenin yasalarına ilişkin, toplum ve düşünme yasalarına ilişkin, insana, onun doğayla ve toplumla ilişkisine ilişkin, insan yaşamının anlamına ve hedeflerine ilişkin, insanın doğayı ve toplumu aktif, pratik ve zihinsel faaliyetiyle öğrenme ve dönüşüme uğratma yeteneğine ilişkin görüşlerden oluşan bir sistem geliştirir bu görüşlerle, değer yargılarıyla ve değer normlarıyla bir uyum içinde bulunur ve insanlara belirli bir yaşam tarzı sağlayan ahlaksal örnekleri ve davranış kurallarını da göz önünde tutar. Felsefe bunu yaparken, topluma ve doğaya ilişkin mevcut bilimsel bilgiye ve toplumsal deneyime ve pratiğe dayanarak, bu bilimsel bilgileri ve deneyimleri belirli sınıfsal çıkarlar ve amaçlar doğrultusunda değerlendirir.

Felsefe de, tüm diğer toplumsal bilinç biçimleri gibi, son tahlilde, içeriği ve gelişme yönü bakımından mevcut sosyo-ekonomik kuruluşun maddi varlık koşulları, özellikle üretim ilişkileri tarafından belirlenir. Bu nedenle her felsefe, belirli sınıfların çıkarlarınca, fikirsel gereksinimlerince belirlenmiştir bu gereksinimleri ve çıkarları soyut bir şekilde dile getirir ve bu sınıflara, konumları ve tarihsel görevleri açısından az çok doğru bir teorik bilinç verir. Felsefenin sınıfsal karakterinden, kaçınılmaz olarak onun taraflı olduğu sonucu çıkar bu her felsefenin zorunlu bir özelliğidir. Felsefe, evrimi boyunca nispeten bağımsız bir genel bilgi alanı olmuştur. Bu özellikler felsefi geleneklerin ve akımların biçimlenmesinde, felsefi geleneğe bağlanışta, fikirlerin ve felsefe tarihi boyunca yer alan teorik tartışmaların mantıksal olarak sürdürülmesi gibi durumlarda kendini gösterir.

Felsefe ilk önce sınıflı hale gelen toplumda, mitolojik evren tablosunun yıkılmasıyla(~^ mitoloji), hemen hemen eski Hint, Çin ve Yunan uygarlıklarıyla birlikte doğmuştur. Felsefe ilk yeşermesini, onun Avrupa ve Yakındoğu’ da gelişimine önayak olan ilkçağ Yunan felsefesinde yaşamıştır. İlkçağ Yunan felsefesinde, felsefenin birçok temel sorunları biçimlenmiş ve tüm felsefelerin temel iki yönelimi olan maddecilik ve idealizm doğmuştur. Ne var ki, felsefe bu dönemde, bağımsız bir genel-bilgi dalı olarak diğer bilim kollarından ayrılmış değildi genel-bilginin böyle bir kademelenmesi daha sonraları başladı ve bu süreç ancak burjuva felsefesiyle nispeten tamamlandı. İlkçağ köleci toplumunun yıkılmasından sonra, felsefe ancak Katolik kilisesinin tanrı bilimsel-dinsel görüşleriyle kaynaşmış cılız kalıntılar şeklinde varlığını sürdürmüştür. Feodal toplum Avrupa’ da yükselme dönemine girince, felsefe de, dinin dogmalarını desteklemek amacıyla, din bilimin hizmetinde gelişmeye başladı. Felsefenin bundan sonraki asıl gelişmesi, kapitalist toplumun ve burjuvazinin kültürünün ve biliminin gelişmesiyle birlikte gerçekleşti. Burjuva felsefesi, burjuvazinin ilerici yükselme döneminde, feodal bağlara, feodal toplumun bilim düşmanı tanrı bilimsel-dinsel görüşlerindeki dogmalara karşı savaşım veren burjuvazinin teorik bir silahı oldu. Burjuva felsefi düşüncesinin odak noktasında, geçmişteki bağlarından kurtulmuş olarak yeni toplumu aklın yardımıyla kuran insanın aktif hale getirilmesi vardı. Burjuva felsefesi, bu zihniyetle toplumsal ilerlemeye ve insan kültürüne büyük katkılarda bulundu. Bu felsefenin kazanımları, işçi sınıfının ve sosyalist toplumun tarihsel çıkarlarını ve hedeflerini dile getiren Marksçı felsefenin kaynağı olmuştur.

Kapsamlı bir dünya görüşü ortaya koymaya çalışan felsefe, mevcut sınıfların pratik ve teorik çıkarlarıyla, doğa, toplum ve düşünce hakkındaki mevcut bilgilerle ve toplumsal pratikten edinilen deneyimlerle belirlenen ve bunların damgasını taşıyan geniş bir sorunlar demetiyle uğraşmak zorundaydı. Bütün bunlar arasında dünyanın özüne ve onun gelişme yasalarına ilişkin sorunlar bir yanda, insanın özüne ve onun dünyayla ilişkisine değgin sorunlar başka bir yanda kümeleniyordu. Düşünen insanın maddi dünyayla ilişkisinin bir yanını dile getiren, madde ile bilinç, doğa ile ruh, varlık ile düşünce arasındaki ilişki, felsefi düşünce tarihi içinde biçimlenerek ortaya çıkmış ve felsefenin temel sorunu biçiminde formüle edilerek, bütün felsefi sorunların kavranması ve çözümü için teorik çıkış noktasını oluşturmuştur. Tüm felsefe sistemleri, madde ile bilinç ilişkisinde maddeyi ya da bilinci birincil kabul etmelerine göre iki temel akıma—» maddecilik ve idealizm’ e ayrılırlar.

Bu iki temel akım arasındaki uyuşmazlık, felsefe tarihinin önemli bir yanıdır ve felsefi bilginin ilerlemesinde itici güç olarak görülür. Maddecilik, tüm tarihi boyunca, her zamanbilimle, teknikle ve pratik yaşamla sıkı bir bağ içinde olagelmiş ve belirgin bir ateist karakter taşımıştır. Oysa idealizmin tüm biçimleri, her ne kadar bilime dayanmayı denemişseler de, din’ le dolaylı ya da dolaysız bir bağlantı içinde olmaktan geri kalmamışlardır. İşte buradan, tek tük istisnaları biryana bırakırsak, maddeci felsefenin neden her zaman ilerici sınıfsal güçlerin çıkarlarının ve çabalarının teorik ifadesi olageldiğini kolaylıkla anlarız. Ne var ki, ilerici toplumsal hareketler, belirli tarihsel koşullar altında, belli bir süre için, teorik bakımdan idealist ya da dinsel görüşler biçimi altında da ortaya çıkabilirler.

Marks ve Engelsem kurdukları ve sonraları Lenin tarafından daha da geliştirilen diyalektik ve tarihsel maddecilik, teorik bakımdan, burjuva felsefesinin kazanımlarına, özellikle klasik Alman felsefesinin mirasına dayanıyor ve bu mirası işçi sınıfı açısından değerlendiriyordu. Bu felsefe toplumsal tabam bakımından, işçi sınıfının temel çıkarlarının ve tarihsel hedeflerinin teorik ifadesi ve insanların sömürülmesine ve baskı altında yaşatılmasına son vererek komünist toplumu kurma görevini yüklenmiş bulunan sınıfın felsefi dünya görüşü olarak doğmuştur. Marksçı-Leninci felsefeden başka, ekonomi-politiği ve işçi sınıfı bilimine bağlandı, bir bütün halinde birleştiren Marksçılık-Lenincilik’ in ortaya koyduğu dünya görüşünün genel teorik ve yöntemsel dayanağıdır.

Diyalektik ve tarihsel maddeciliğin doğuşu, o zamana değin gelen felsefeden hem toplumsal, hem de teorik açıdan kesinlikle ayrıldığı için, felsefi düşünce tarihinde bir devrimdir. Felsefe o zamana değin varlıklı sömürücü sınıfların çıkarları ve tarihsel hedefleri tarafından belirlenmişken, o andan itibaren, işçi sınıfının her türlü sömürüye son verme ve özel mülkiyeti ortadan kaldırma şeklindeki tarihsel görevini dile getiren yeni bir felsefe doğmuştur. O zamana değin uzana gelen felsefe, büyük ölçüde bilimlerin ve toplumsal pratiğin üstünde kalan, tamamen soyut bir öğretiyken, diyalektik ve tarihsel maddecilikle birlikte bilim haline gelip, kesinlikle tutarlı ve bilimsel bir karakter kazanmıştır. Diyalektik maddecilik «artık bir felsefe olmaktan kesinlikle çıkmış, apayrı bir bilimler-biliminde değil, gerçek anlamda bilimlerde kendine yer bulmak ve işlerlik kazanmak zorunda olan, düpedüz bir dünya görüşü haline gelmiştir. Marksçı-Leninci felsefe, teorik hem de korunmuştur: Aşılmıştır, biçimi, bilgilerini ve değer yargılarını soyut olarak elde etmez o, bu bilgileri, tek tek bilimlerin önemli sonuçlarını, teorik düşüncenin ve toplumsal pratiğin tarihini, bilimsel yöntemler yardımıyla sistemli analizlerden ve değerlendirmelerden geçirerek kazanır.

Bu nedenle Marksçı-Leninci felsefenin vardığı sonuçlar, bilimsel temellere dayandırılmış olup, hem teorik, hem de bilimsel yönden doğrulanmıştır. Bu sonuçlar, bilimlerin ve toplumsal pratiğin gelişmesiyle birlikte gelişir, zenginleşir ve farklılaşır. Bu yüzden Marksçı-Leninci felsefe günümüzün tüm ilerici güçlerine ve işçi sınıfına, bilimsel bilgi, nin bugünkü düzeyine, sosyalist toplumun kurulmasında ortaya çıkan toplumsal pratiğin sorunlarına ve devrimci sınıf savaşımına olduğu kadar, işçi sınıfının temel çıkarlarına ve tarihsel görevlerine de uyan ve aynı zamanda dünyanın devrimle dönüşüme uğratılmasını sağlayan, yol gösterici teorik bir yönelimdir. Diyalektik ve tarihsel maddecilik tutarlı, bilimsel ve devrimci bir felsefe olarak, dünyanın maddiliğine ve gelişme yasalarına, dünyanın biline bilirliğine, bu dünyayı pratik ve aktif faaliyetle dönüştürmeye ve gittikçe artan ölçüde ona egemen olmaya ilişkin temel felsefi tezleri, proletaryanın komünist toplumu kurma göreviyle birleştirir. Bu olgu, Marksçı-Leninci felsefenin, işçi sınıfının tarihsel görevinin ve hedeflerinin gerçekleşmesinde ona teorik bir araç olarak yardım etmesine olanak verir ve işçi sınıfının, dünyayı devrimle dönüşüme uğratma savaşımına aktif olarak katılmasını sağlar. «Filozoflar, dünyayı yalnızca değişik şekillerde yorumlamışlardı, ancak önemli olan onu dönüşüme uğratmaktır» (Marks).

Marks’ ın bu tezinde, yeni felsefenin aktif rolü yoğun bir şekilde dile getirilmiştir.

Marksçı-Leninci felsefe, işçi sınıfına, tüm ilerici güçlere ve sosyalist toplumun bütün üyelerine düşüncelerinin, eylemlerinin ve davranışlarının tümünde onlara yol gösteren, onların sosyalist toplumu kurmalarını ve toplumsal yaşamın her alanında bilinçli olarak, sosyalist anlamda faaliyet göstermelerini olanaklı kılan, bir dünya görüşüne dayalı ve bilimsel temelleri olan bir yönelik kazandırır ve özellikle işçi sınıfını, -aralarında kopmaz bir bütünlük oluşturan 1) bilimsel-teorik, 2) politik-ideolojik ve 3) etik-eğitsel gibi üç düzeyde belli bir hedef doğrultusunda aktifleştirir.

1) Bu felsefenin, bilimsel-teorik işlevi, bilimlerin sonuçlarını geniş kapsamlı felsefi bir dünya görüşü açısından değerlendirmek, bilimlere diyalektik ve tarihsel maddecilikten, dünya görüşünden, bilgi teorisinden ve yöntembilimden dayanak sağlamak ve burjuva felsefesi ve ideolojisi karşısında, sosyalist bilinci oluşturmak için sürekli savaşım vermektir.

2) Marksçı-Leninci felsefenin politik-ideolojik işlevi ise, dünyanın işçi sınıfı tarafından politik savaşım sonunda devrimle dönüşüme uğratılması zorunluğunu temellendirmek Marksçı-Leninci partinin politika’ sına öncelikle toplumsal gelişmenin tabi olduğu yasal düzenliliklerin bilgisine dayanarak, sağlam bir teorik temel sağlamak, maddeci diyalektiği pratik-politik eyleme bir yöntem olarak sunmak ve işçi sınıfının politik ideoloji1 sini işleyip temellendirmektir. Marksçı-Leninci partinin devrimci faaliyeti içinde felsefe ile politikanın bütünlüğü en etkili şekilde dile gelir.

3) Marksçı-Leninci felsefenin etik-eğitsel işlevi sağladığı bilgilerle ve değerlendirmelerle, sosyalist insanın, sosyalist hümanizmaya ve sosyalist ahlaka göre eğitilmesini ve yetiştirilmesini hızlandırmaktır. Bu işlev, insanların sosyalist toplumun kurulmasına ve geliştirilmesine bilinçli ve amaçlı olarak katılmalarını sağlar ve kendilerini olanaklar ölçüsünde çok yanlı bireyler olarak geliştirebilmeleri için, onlarda sosyalist kanaatlar, sosyalist yaşam tarzı ve sosyalist düşünme tarzı oluşturur.

Marksçı-Leninci felsefe bir bütün olarak, ekonomi-politik’ le ve işçi sınıfı bilimi’ yle birlikte etkisini göstererek bu görevleri yerine getirirken, toplumun bütün yaşam alanlarına ve insanların bütün faaliyet ortamlarına gittikçe artan ölçüde yayılır ve kendine özgü tarzıyla, dünyanın öğrenilmesinde ve devrimle dönüşüme uğratılmasında teorik bir araç olarak hizmet görür.

--Reklam--